İSTANBUL YETKİLİ ACENTASI : 0212 523 3030
Ziyaret Yerleri

 

1.UMRE İLE İLGİLİ MEKANLAR

Kâbe, Mescidi Haram’ın tam ortasında, köşeleri dört ana yöne denk gelecek şekilde yapılmış dikdörtgen biçiminde bir binadır. Kâbe’nin içinde tavanı tutan üç ağaç sütun ve tavana çıkmak için bir de merdiven vardır. İç duvarı mermerle kaplıdır. Kâbe’nin üstü ve dış duvarları her yıl hac mevsiminde değiştirilen üzeri ayetlerle işlenmiş siyah bir örtü ile kapatılmaktadır. Kâbe’nin köşesinde tavafın başlama noktasını belirten siyah bir taş “Hacer-ül Esved” bulunmaktadır. Kâbe’nin yapılması ile buraya “Mescidü’l Haram” yani güvenlikle ibadet edilecek yer denilmiştir.

Hz. İbrahim Allah’tan aldığı emirle Kâbe’yi yapmıştır. Oğlu Hz. İsmail de kendisine yardımcı olmuştur. Hz. İbrahim Kâbe’nin yapımını tamamladıktan sonra Allah kendisine “şimdi insanları buraya çağır” diye emretmiş ve o da bu emri yerine getirmiştir.Hac sırasında Müslümanlar Hz. İbrahim’in davranışlarını hatırlayarak onu yeniden yaşarlar. Mekke ve orada bulunan Kâbe, Hz. İbrahim’den sonra yüzyıllar boyu kutsallığını korumuştur. İslâm’ın gelmesiyle Allah peygamberimize şöyle buyurmuştur: “İnsanları hacca çağır; yürüyerek veya binekler üstünde uzak yollardan sana gelsinler”(Hac suresi, ayet 27) İşte, Allah’ın bu emri gereğince Müslümanlar farz olan hac ibadetini yaparlar.

Mescidi Haram: Kâbe’yi çevreleyen, namaz kılmak, tavaf ve dua etmek için kullanılan geniş bir alandan ibarettir. Buraya “Haremi Şerif” de denir. Zemini renkli mermerle kaplı olan bu alanın dört tarafı duvarlarla çevrilmiş olup, pek çok kapısı ve yedi tane minaresi vardır.

Mekke: Hz. İbrahim’den bu tarafa Kâbe kutsal bir yer olarak kabul edilmiştir. Zaman içinde oraya yerleşen insanlar, Mekke şehrini kurmuşlardır. Mekke Kur’an’da şehirlerin anası olarak anılmaktadır. Kur’an Allah’a ibadet amacıyla yapılan ilk mescidin Mekke’de inşa edildiğini belirtmektedir. Bu konu ile ilgili ayet şöyledir: “İnsanlar için kurulan ilk ev (ibadet yeri) Mekke’de âlemlere hidayet kaynağı olan Kâbe’dir.” (Ali İmran suresi, ayet 96)

Safa ve Merve: Kâbe’nin doğusunda yaklaşık 350 metre aralıklı iki tepedir. Güneydeki, Safa, kuzeydeki ise Merve’dir. Bu iki tepe arasında sa’y yapılır.

Arafat Dağı: Mekke’nin doğusunda, Mekke’ye yaklaşık 25 kilometre uzaklıkta bulunan, hacıların kurban bayramının arife günü toplandıkları yerdir. Haccın farzlarından biri olan “Arafat Vakfesi” burada yapılır.(Bakara suresi, ayet 198) Peygamberimiz “Hac Arafat’tır” buyurarak, Arafat vakfesinin önemini belirtmiştir.

Arafat, sevgili Peygamberimizin Yüce Allah’ın ümmetinin bağışlanmasını istediği ve onların bağışlanacağına dair ilâhi müjdeyi aldığı yerdir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz de 632 yılında arkadaşları (ashabı) ile birlikte yaptığı “Veda Haccı” nda yüzbini aşkın Müslüman’a yaptığı konuşmayı “Veda Hutbesi”ni burada yapmıştır.

Müzdelife: Arafat dağı ile Mina arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac esnasında Arafat’tan dönüşte Müzdelife’de vakfe yapılır.

Mina: Mekke’nin doğusundaki dağların eteğinde Arafat’a giden yol üzerinde bulunan Müzdelife ile Mekke arasında kalan bir bölgenin adıdır. Hac ibadeti esnasında kurban kesmek ve şeytan taşlama (büyük ve küçük cemreler) burada yapılır.

 

2.MEKKE ZİYARET YERLERİ

2.1.CEBEL-İ NUR

Hz. Muhammed (s.a.s)’e ilk vahiy nur dağının tepesinde bulunan hira mağarasında gelmiştir. Nurdağı kendisini çevreleyen dağlar arasında uzaktan fark edilmekte olup, özel bir yapı arz eder. Bu tepeye neden nur denildiği bilinmiyor. Mekke’den Mina’ya gidilen yolun yakınındadır. Hacılar Mina’da birkaç gün geçirirler. O dönemde tatbik edilen bir âdete göre, yolunu kaybedenlere yardım için bu dağın tepesinde ateş yakılmış olması mümkündür. (m.hamidullah,İslam peygamberi,64-65).

Cebel-i nur ve onun üzerinde bulunan hıra mağarası Hz. Muhammed (s.a.s)’e inen, insanlara ilim ve medeniyet yolunu gösteren ilk vahiye beşiklik yapmıştır:”yaratan Rabbinin adıyla oku. O,insanı alakdan (kan pıhtısından) yarattı. Oku, rabbin en büyük kerem sahibidir. O, (insana) kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (el-alak, 96/1-5) ayetleri burada inmiştir.

Hz. Muhammed (s.a.s) kendisine peygamberlik gelmeden önce de putperestlikten nefret ederdi. Ramazan ayı gelince erzakını alır, cebel-i nur’daki hıra mağarasına çekilir, orada günlerce kalarak tefekküre dalardı. Bundan büyük bir zevk alır ve manevi teselli bulurdu. Cebel-i Nur üzerinde bulunan ve günümüzde de varlığını koruyan hıra mağarası ancak bir insanın ayakta durabileceği kadar yükseklikte ve yatabileceği kadar uzunluktadır.

 

2.2.HİRA MAĞARASI: Peygamber efendimiz (s.a.s)’e ilk vahyin nazil olduğu mağaradır.

hira aslında, Mekke’nin üç mil kuzeydoğusunda bir dağın adı olup bu dağdaki bir mağarada peygamber efendimize ilk vahyin gelmesiyle İslam tarihinde meşhur olmuştur. İlk vahyin geldiği mekân oluşu sebebiyle bu dağa “cebelü’n-nur (nur dağı)” adı da verilir.

Peygamber efendimiz, risalet görevinin kendisine verilmesinden önce, özellikle 35 yaşından sonra Mekke’nin şirk, ahlaksızlık, haksızlık ve zülüm dolu havasından ayrılarak çok defalar bu mağaraya gidip uzlete çekiliyordu. Hıra mağarasında kendisini Allah’a vererek o’nun varlığını, birliğini, kudret ve azametini, insanların aczini ve Allah’a olan ihtiyaçlarını, ama buna karşılık onların isyanını, ahlaksız ve sapıklıklarını tefekkür ederek cenabı Hakk’a ubudiyette bulunuyordu. İşte bu şekilde hak Teâlâ’ya kullukta bulunduğu anlardan birisinde kırk yaşında iken bu mağarada o’na ilk vahiy indirildi ve peygamberlik verildi.

Hıra dağında kuraklık sebebiyle hemen hiç ağaç mevcut değildir. Sadece az sayıda dikenli çalılar vardır. Hıra mağarası bugünde hacıların ziyaret ettikleri yerlerdendir.

 

2.3.TENİM MESCİDİ - AYŞE MESCİDİ

Harem-i Şerife 6km yayan olarak 1 saat mesâfede, Medine tarafından harem hududu olan Tenim’dedir.Tenim Mescidinin sağ tarafında Tenim dağı vardır. Mescidin bulunduğu vadiye Numan Vadisi denir.

Hz.Âişe vedâ haccında peygamberimizle beraber haccetti. Bayanlara ait özel hâli sebebiyle sebebiyle umre yapamamıştı. Peygamber efendimiz’e Medine’ye dönecekleri zaman Hz. Âişe validemiz dedi ki; “ ya resulallah insanlar hac ve umre ile dönüyor, ben ise umreden mahrum oldum, Herkes bir hac ve bir Umre ile Medine’ye dönüyor da, ben bir hac ile dönüyorum” diyerek şikayetini ve üzüntüsünü dile getirdi.”

Bunun üzerine Efendimiz, Hz. Aişe validemizin erkek kardeşi Abddurrahman’ı çağırarak; “Ey Abdurrahman! Kız kardeşini devenin arkasına al, Ten’im’den itibaren umre yaptır. Tepelikten inip oraya varınca ihrama girsin. Zira yapacağı, kabul görecek bir umredir”[7] buyurdu. Ayşe annemizi , kardeşi Abdurrahman (r.a) hazretleri ile beraber umre yapmak için Ten’ime gönderdiler. Cebel-i Ten’im’deki ağaçlık yere gelince orada ihramlanmış iki rekat ihram namazı kılmıştır onun için buraya Mescid-i Aişe denilmiştir. Yani burası Âişe validemizin Umre yapmak için ihram’a girdiği yerdir.

 

2.4.HUDEYBİYE BÖLGESİ

Peygamberimiz hicretin altıncı yılında Kabe'yi ziyaret etmek amacıyla 1500 Müslümanla Medine'den yola çıktı. Bunu haber alan müşrikler onları engellemeye çalıştılar. Bunun üzerine Hudeybiye denilen yerde iki taraf arasında bir anlaşma imzalandı. Hudeybiye Antlaşması, Mekkelilerin Müslümanları resmen tanıdıkları ilk antlaşma oldu. Bu antlaşmayla sağlanan barış ortamında birçok Arap kabilesi Müslüman oldu. Ayrıca Peygamberimiz Bizans, İran, Mısır ve Habeşistan ülkelerinin hükümdarlarına elçilerle İslam'a davet mektupları yolladı.

Hudeybiye antlaşmasının maddeleri:

- Müslümanlar Kabe'yi ancak ertesi yıl ziyaret edebilecekler, yalnız orada üç günden fazla kalamayacaklardı.

- İki taraf birbiriyle on yıl savaşmayacaktı.

- Mekkeli bir kimse İslam'ı kabul edip Medine'ye sığınırsa iade edilecek, Medineli bir Müslüman Mekke'ye sığınırsa geri verilmeyecekti.

Mekke'nin fethi (630): Hudeybiye antlaşmasından iki yıl sonra Mekkeli müşrikler antlaşmayı bozdular. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz Mekke'yi fethetmek üzere 10.000 kişilik bir orduyla yola çıktı. Müşrikler karşı koymadan ve önemli bir çatışma olmadan Mekke 630 yılında Müslümanlar tarafından fethedildi.

Hz. Muhammed (s.a.v.) Kabe'yi putlardan temizletti ve orada Allah'a şükür için namaz kıldı. Ardından Mekkelilere bir konuşma yaptı. Artık düşmanlıkların, kavgaların sona erdiğini, gerçek üstünlüğün takvada olduğunu söyleyip genel af ilan etti ve herkesi bağışladı. Bu tutum karşısında Mekkelilerin büyük bir kısmı İslam'ı kabul etti.

 

2.5.CENNETT’ÜL MUALLA KABRİSTANLIĞI

Burada Peygamber efendimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip zevceleri Hz.Hatice validemiz oğulları Kasım, Abdullah ve Abdullah b.Zübeyr'in de kabirleri bulunmaktadır önceleri bu kabirler kubbeli türbeler olsada 1926 yılında bütün kubbeler yıkılarak mezarları belirleyen taşlar kaldırılmıştır. Aşağıda göreceğiniz üzere bu gün Cnnetül Mualla içinde hiç bir mezar taşı bulunmamaktadır. (bu kabirler zannedersem tazimde ziyerette aşırılığa meydan vermemek için kaldırılmış olup 591 mear taşı bu gün riyaddaki müzede sergilenmekte imiş.)

 

2.6.MESCİDİ (MESCİD-İ CİN)

Mescid-i Cin Mekke mezarlığı ve Cennet-ül Mualla’ nın yakınında, Haremi Şerif’ in  2 km kuzeyinde şehre hakim bir tepededir. Hz. Peygamberimiz değişik zamanlarda cinlere vahiy tebliğ etmek için Kur’an okuduğu ve Cin Suresi' nin indiği yerdir. Daha sonra burada inşa edilen mescide Cin Mescidi adı verilmiştir. Ayrıca erken zamanlardan itibaren Mekke' nin asayişini sağlayan bekçiler burada nöbet değişimi yaptıklarından Mescidü-l Hurras  adıylada anılmaktadır.

Hz. Peygamberimiz (SAV) Abdullah Bin Mesud' la birlikte, Hacun yakınlarında bir yere gittiklerinde Hz, Peygamberimiz toprağa bir daire çizerek ondan bunu aşmamasını istemiş ve çizginin ilerisinde cinlere Kur'an-ı Kerim okumuştur. Sonradan bu dairenin olduğu yere inşa edilen mescide Mescid-i Cin (Cin Mescidi) adı verilmiştir.  İlk mescid Miladi 1700 yılında Mekke' ye gelen İbrahim Ağa adında bir mimar tarafından yapmıştır. Son olarak Miladi 1943 yılında yapılan Mescid 2000 yılında yıkılarak yerine tamamen yeni bir Mescit yapılmıştır.

Peygamberimiz insanlara ve cinlere İslam' ı tebliğ etmek için görevlendirilmiştir. Bu hakikat Kur'an-ı Kerim'de mealen şu ayetle açıklanır:

"Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım". (Zariyat, 56)

2.7.PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞDUĞU EV

Alemlere Rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed(s.a.v.) Mekke'nin doğusunda (Şuubu Beni Haşim ve Zukak'ul Mevlid caddesinin Leyl çarşısındaki Darud-Tababia) arasındaki evde doğdu. Hacca gidenler bu evi de ziyaret etmektedirler. İçerisinde Efendimizin valideleri Hz. Amine Hatun'un elleriyle salladığı ağaç beşik, olduğu gibi durmaktadır.

 

3.MEDİNE  ZİYARET YERLERİ

Mescidi Nebi, peygamberimizin hicret sonrasında Eshab-ı Kiram'ıyla Medine'de  inşa ettiği mesciddir. Mescidi Nebevi, Mescidi Resul, Mescidi Şerif ve Mescidi Saadet adlarıyla da anılmaktadır. Müslümanlar Mescidi Haram, Mescidi Aksa ve Mescidi Nebi'ye ziyaret için giderler. Mekke'de ki Mescidi Haram'dan sonra kutsal sayılan bir mekandır. Hz. Peygamberimizin de kabri buradadır. Mescidi Nebi kelime anlamı itibarıyla peygamberi mescididir. Mekke'den Medine'ye yapılan göç sırasında peygamber efendimizin devesinin çöktüğü yere inşa edilmiştir. Burada kılınan namazların sevabı Mescidi Haram dışında, diğer mescitlerden kat kat üstündür. Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir'de bu mescide gömülmüştür. Günümüzdeki hali, mermer avlusuyla birlikte 400.000 m2 olan mescid, Hac sırasında Müslümanların ziyaret edip, namaz kıldığı yerler arasında bulunuyor.

İlk inşa edildiğinde taş duvarlardan, hurma kütükleri ve dallarından yapılan oldukça sade üç kapılı bir yapıdır. Peygamberimizin buranın inşasında bizzat çalıştığı bilinmektedir. Bitişiğinde yapılan ev, peygamberimiz için yapılmıştır. Günümüzde peygamberimizin kabri bu bölümde yer almaktadır.Yapıldığında minberi ve mihrabı olamayan bir yapıydı. O dönemde yapılan konuşmalar ağaç kütüğü üzerinde yapılırdı.

İlk yapıldığında 35x30  ebatlarında olan mescid, daha sonra, Müslümanların artmasıyla 50x50 olarak genişletilmiş. Halife Ömer zamanında ise, 60x70 metre ebatlarında genişletildi. Bu yapım aşamalarında, ilk yapıldığı gibi aynı malzemeler kullanıldı. Hicretin 29. yılında mescidin yönü kıbleye doğru çevrilerek, yükseltildi. Bu yapım sırasında kireç ile işlenmiş taşlar kullanıldı. 654 yılında yaşanan felaketlerde zarar gören yapı, daha sonra farklı dönemlerde yeniden yapılmıştır.

Hücre-i Saadet: İlk yapıldığında Hz. Muhammed için mescidin yanına iki odalı bir ev yapılmıştır. Daha sonra dokuz odaya yükseltilen bölümde Hz.Ömer, Hz. Ebu Bekir ve Peygamber efendimiz gömülüdür. Geçirdiği tadilatlar sonra, II. Mahmut döneminde üzeri kubbeyle kapatılmış ve yeşile boyanmıştır.

Ravza-i Mutahhare: Peygamberimizin namaz kılmayı teşvik ettiği minber ve Hücre-i Saadet arasında kalan, hadislerde cennetten bir köşe olduğu anlatılan bölümdür.

Minber: İlk yapıldığında, cemaat konuşmaları için kullanılan kütüğün yerine daha sonra farklı biçimlerde yapılmış olan minberdir. 3 basamaklı ve 6 basamaklı yükseltilerek 654 yılına kadar kullanılmış. Daha sonra farklı tasarımlarla yenilenmiş, günümüzde ise III. Murad'ın yaptırdığı minber kullanılmaktadır.

Kubbe-i Hadra: Mescidin yeşil kubbesine verilen addır. Kelime anlamı da Yeşil Türbe anlamına gelir.

3.1.RAVZA-İ MUTAHHARA

Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268).

   3.2.UHUD ŞEHİTLİĞİ

Uhut dağı, Mescid-i Nebevi’ye yaklaşık 5 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Peygamber efendimizin (S.A.V) “Bu dağ bizi sever biz de onu” dediği Uhud Dağı’nda bulunur.Hz. Hamza ile birlikte 70 müslümanın şehit edildiği hicretin 3.yılında yapılan Uhud savaşının yapıldığı yerdir. Müslümanların 700 kişi olmasına karşın müşriklerin 3000 kişi ile savaştığı Uhud savaşının sonrasında 70 müslüman Uhud dağının eteklerine defnedilmiştir. Bu savaşta Peygamber efendimizin (S.A.V) mübarek dişi kırılmış ve yüzü yarılmıştır.

Peygamber efendimiz her yıl Uhud Şehitliği ni birden fazla kez ziyaret eder, şehitleri selamlardı. Uhut Şehitliği Medine’nin 5 km kuzeyinde yer almaktadır. Efendimiz(S.A.V) in sözlerine karşın, savaşı kazandıklarını düşünerek yerlerinden ayrılan okçularla birlikte savaşın seyri değişmiş ve 70 şehit verilmiştir.

Günümüzde Uhut Şehitliği ndeki kabirlerden yalnızca Hz.Hamza’nın kabri bilinmektedir. Diğer şehitlerin kabirlerini gösteren bir taşın konulduğu zikredilmektedir. Şehitler arasında Abdullah b. Cahş, Mus‘ab b. Umeyr ve Abdullah b. Cübeyr de vardır.

Uhud savaşına erkek sahabilerin yanısıra on civarında kadın sahabede  katılmıştır.  Hz. Fâtıma, Ümmü Eymen, Ümmü Umâre, Hz. Aişe ve Ümmü Süleym Uhud savaşına katılan hanım sahabelerin bazılarıdır. Bu sahabiler su dağıtımı ve yaralıların tedavisi gibi hizmetlerde bulunmuşlardır.  Hz. Fâtıma validemiz Hz. Peygamber’in yaralandığı sırada onu tedavi etmiştir.  Ümmü Umâre, Müslümanların zor durumda kaldıkları sırada Peygamber efendimizin etrafında düşmanla vuruşmuştur.

 

3.3.KUBA MESCİDİ

Kuba Mescidi; Hz. Muhammed’in Mekke’den hicret ederek gelişinde, Medinelilerin sevgi ve coşkuyla karşıladıkları bölgede yer almaktadır. Peygamberimiz Medine’den önce burada 14 gün konaklamıştır.

Kuba Mescidi ( İslam'ın İlk Mescidi ) Bu zaman zarfında İslam’ın ilk mescidini yaparak namazlarını da ilk defa cemaatle kılmaya başlamıştır. Kur’an-ı Kerim’de bu mescid ve cemaatiyle ilgili şöyle buyurulmaktadır. "... Habibim ilk günde takva üzerine yapılan mescidde namaz kılman senin için daha uygundur. O mescidde maddi ve manevi kirlerden temizlenmeyi seven kimseler vardır..." (Tevbe 108) Rasulullah sonraları da çoğu zaman bu mescide gelerek ziyaret eder ve namaz kılardı. Müslümanların da ziyaret ederek, burada namaz kılmalarını şu sözleriyle teşvik etmiştir. "Kim güzelce hazırlanıp namaz kılmak için abdestli olarak Kuba mescidine gider ve orada (iki rekat) namaz kılarsa bir Umre yapmış gibi sevap kazanır"

3.4.KIBLETEYN MESCİDİ

Mescid-i Kıbleteyn, Medine'nin Kuzeybatısında Vebere Harresi denilen mevkide bulunan mescidtir.

İslam’ın ilk yıllarında namazlar, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Muhammed kıblenin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu. Hicretten 18 ay kadar sonra, Şaban ayının 15. günü (Berat Kandilinde) Peygamber'e, Bakara suresinin "Yüzünün semada dolaşıp durduğunu muhakkak görmekteyiz; Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Haydi! Yüzünü Mescid-i Haram'a çevir!..." anlamındaki 144. ayeti indi. Bunun üzerine Peygamber, namazı bozmadan hemen Kâbe istikametine döndü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs’e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kâbe’ye yönelerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide Mescid-i Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid) denir.

3.5.YEDİ MESCİDLER

Yedi mescidler hendek savaşında Peygamber efendimizin namaz kıldığı, savaşı gözetlediği yerlere yapılan yedi adet küçük mescidden oluşmaktadır.

Yedi Mescidler, Hendek savaşının ardından yaptırılan yedi adet mescittir. Yedi mescidler denilen yedi küçük mescidden oluşan bu mescidler Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz.Fatıma, Hz.Sa’d b.Muaz için yapılmıştır.

Arapçada Mesacid-i Seb’a olarak geçen yedi mescidler Peygamber efendimizin namaz kıldığı, dua ettiği noktalardadır. Bu mescidlerden dört tanesi günümüzde mevcuttur. Peygamber efendimizin savaşı gözetlediği noktada yapılan Fetih mescidi bunların en bilinenidir. Fetih mescidi dışında kalan mescidler, hendek savaşı esnasında namazgah olarak kullanılmasından dolayı hürmeten yapılmıştır.

 

3.6.HZ. ÖMER MESCİDİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biri de Hz. Ömer Mescidinin yeridir. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında bayram namazlarını Efendimiz (s.a.v.)’e uymak amacıyla burada kıldırmıştır. Mescid-i Nebevi’den 455 m. uzaklıktadır. Osmanlı Sultanı II. Mahmud tarafından Hicri 1411 yılında tamir ettirilmiştir.

3.7.GAMAME BULUT MESCİDİ

Sevgili Peygamberimiz, Mescid-i Nebevi'ye 500 metre uzaklıkta bulunan bu alanda, bayram namazlarını kıldırır ve yağmur duası yaptırırdı. Bu alana, Musalla yani namaz kılınan açık alan ya da namazgâh manasına gelen Mescid-i Musalla adı verilmişti.
Peygamberimiz (s.a.v.) bayram namazı kıldırırken veya yağmur duası yaptırırken kendisini bir bulutun takip etmesi ve gölgelemesi üzerine Musalla Mescidine bulut manasına gelen Gamame Mescidi adı verilmiştir.
Gamame Mescidi ilk olarak Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Sultanı I. Abdülmecit tarafından çok kubbeli ve minareli olarak yeniden inşa edilen mescit, Sultan II. Abdülhamit tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir.
Dikdörtgen yapı şeklinde ve birbirinden farklı büyüklükte 10 kubbeden oluşan mescit, havadan bakıldığında bir bulut görünümündedir

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biri de Hz. Ömer Mescidinin yeridir. Hz. Ömer (r.a.) hilafeti zamanında bayram namazlarını Efendimiz (s.a.v.)’e uymak amacıyla burada kıldırmıştır. Mescid-i Nebevi’den 455 m. uzaklıktadır. Osmanlı Sultanı II. Mahmud tarafından Hicri 1411 yılında tamir ettirilmiştir.

3.8.HZ ALİ MESCİDİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biridir. Efendimiz, Gamame Mescidinin bulunduğu yerde bayram namazlarını kıldırmadan önce, bayram namazlarını burada kıldırmıştır.  Bir rivayete göre de, Hz. Osman (r.a.) şehit edilmeden önce evinde mahsur kaldığı zaman, bayram namazını Hz. Ali burada kıldırmış ve bu sebeple Hz. Ali mescidi olarak anıla gelmiştir. Mescit-i Nebevi’den 290 m uzaklıkta olan, bugünkü mescid, II. Mahmut tarafından yaptırılmış, 1990 lı yıllarda civardaki diğer mescidiler gibi Suudlular tarafından tamir edilmiştir

3.9.HZ EBU BEKİR MESCİDİ

Sevgili Peygamberimizin(sav) zaman zaman bayram namazı kıldırdığı, Hz. Ebubekir(ra)'in de halifeliği zamanında bayram namazı kıldırdığı mescittir.  İlk kez Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz tarafından Hicri 91 yılında inşa edilen mescit, zaman içerisinde onarımlar görmüş ve son olarakta Osmanlı Sultanı II. Mahmut tarafından Hicri 1254 yılında yenilenmiştir. Halen giriş kapısında Sultan II. Mahmut'un tuğrası bulunan mescit, Osmanlı mimari tarzını korumaktadır.

 

3.10.BENİ SAİDE SAKİFE  «Hz Ebubekir’e biat edilen yer»

Mescidi nebevinin kuzey batısındadır. Mescide yakın olup halen oldukça yeşillik bakımlı bir yerdir.  Burası peygamber efendimizin asrısaadette sevdiği ve istirahat ettiği bahçelerden biridir.  Hz Ebu Bekir (r.a) bu bahçede halife seçildi. Burada biat edildi.

 

3.11.CENNET'ÜL BAKİ - BAKİ MEZARLIĞI

Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında Medine İslâm devletinin gerçekleşmesinden sonra kurulan kutlu bir mezarlıktır Cennetü'l-Bakî, Bakî'u'l-Garkad isimleri de verilmiştir.

Fakat genellikle kısaca el- Bakî' denilmektedir.

Bu mezarlığa ilk defnedilen sahabî, İslâm'ın Medine'de yayılmasında büyük emeği geçen ve İslâm'da ilk defa müslümanlara cuma namazı kıldıran Es'ad b. Zürare oldu. Başka bir kanaate göre el-Bakî'ye ilk defa Osman b. Maz'un defnedilmiştir.

Daha sonra Medine-i Münevvere'nin bu meşhur mezarlığına ashabtan vefat edenlerle Hz. Peygamber'in yakınları, oğlu İbrahim gömülmüştü. Hz. Fâtıma ve oğlu Hz. Hasan burada medfundurlar. Resulullah (s.a.s.), hayatta iken bu mezarlığa sık sık uğrar ve burada yatan ashaba dua ederdi. El-Bakî' mezarlığı İslâm tarihi boyunca önemli şahsiyetlerin defnedildiği bir mezarlık olmuştur.

El-Bakî Medine'nin dışında bulunmaktadır. Suudî ailesinin Hicaz'a hakim olmasından sonra burada bulunan mezarlar tamamen düz bir satıh haline getirilmiş ve içine girilip ziyaret yapılması yasaklanmıştır.

Burasının yeri Hz. Muhammed sav tarafından seçilmişti. İlk sakini, Osman bin Muiz oldu ve peygamberimiz Hz. Muhammed, cenazenin defninden sonra, mezarın baş ve uçlarına yanından getirdiği ilk taşı koyarak, "Bu ahirete ilk gidenimizdir" dedi.

Peygamber Efendimiz zaman zaman Baki Mezarlığını ziyaret eder ve orada medfun bulunan mü'minler için dua ederdi. Cennetul Baki; Mezarlığı, Mescid-i Nebevî';nin karşısındadır ve toprağı, Efendimiz (s.a.)'in zevceleri, evlâdlari ve ashabın seçkinlerinin mübarek, nurlu bedenlerine son mekân olmuştur. Üçüncü halife Hz. Osman Zinnureyn, başlangıçta cennetu'l Baki dışında bir mevkiye defnedilmişken, zamanımızda mezarlık onun kabrini de içine alacak şekilde genişletilmiştir.

Peygamberim'in oğlu İbrahim'in kabri

Mescid-i Nebevi'nin doğu tarafında bulunan Baki Mezarlığını ziyaret etmek müstehaptır. Peygamber Efendimizi görme şerefine nail olan, sesini duyan, onunla namaz kılan ve İslâmiyet uğrunda hiçbir fedakârlıktan çekinmeyen on bin civarında sahabe bu mezarlığa defnedilmiştir.

Hz. Abbas, Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Sad b. Ebi Vakkas, Hz. Hasan gibi sahabe ile İmam-ı Malik gibi Tabiundan bir çok büyük zevat burada bulunmaktadır.

İnsanların bir kısmı bir riyale aldıkları buğdayları etrafa saçıyor. Daha gerilerde yeni ölenlere ayrılmış.

Hz. Peygamber (s.a.),Bizim su Bakiyyu'l-urkad mezarlığına her kim defnedilirse kıyamet günü ona şehâdet ve şefaat ederiz. buyurmuştur.

Mezarlığın içerisine girmek şart olmamakla birlikte kapısı açık olduğunda içeri girilerek; kapalı olduğunda dışardan ziyaret edilebilir. Ziyarette orada yatanlara selâm verilir ve dua edilir.

 

Mezarlığın Sahipleri

 

 

Mescid-i Haram tarafındaki girişte hemen sağ tarafta belli belirsiz iki mezardan birisi Hz. Fatımat'üz Zehra validemize aitken, solundaki ise Efendimizin amcası Hz. Abbas'a ait. Hemen doğusunda ise Hz. Ali'nin oğlu, Hz. Hüseyin, Hz. Hüseyin'in oğlu Zeynel Abidin Zeynel Abidin'in oğlu Muhammed Bakır (ra) ve onun oğlu Caferi Sadık'ın kabirleri var. Efendimizin kızları Zeynep Rukiye ve Ümmü Gülsüm'ün kabirleri ise Hz. Abbas'ın kabirinin sonunda yer alıyor.

 

Peygamber Efendimizin kızlarına ait mezarların sol kısmında yani kuzeyinde ise Hz. Aişe, Sıddıka, Hafsa, Sevde, Zeynep binti Cahş, Ümmü Habibe Ümmü Seleme, Cuveyriye ve Safiye validemiz medfun bulunuyorlar.

 

Peygamberimizin SAV hanımları

 

Bunların solundaki iki dikdörtgeni andıran bölümde ise Efendimizin süt kardeşi Süfyan Bin Harise ve Hz. Ali'nin kardeşi Akil (ra) yatıyor. Giriş kapısının önündeki patikayı takip edip mezarlığın ortasına vardığımızda diğer mezarlara göre çevrilmiş ve biriketlerle dikdörtgen bir mezarı gösteren yapı ise, Hz. Osman Bin Affan Efendimize ait. Solundaki yani kuzeyindeki yolun solunda yer alan yerde ise Peygamber Efendimizin süt annesi Halime-i Sadiyye validemiz medfun.

Giriş kapısının solunda ise Abdulmuttalib'in kızları yani Efendimizin halaları Safiye, Atika ve Ümmü Benun yer almakta, az ilerisinde iki yol ayırımında ise Şeyhül Kurra Nafi ve Maliki mezhebinin kurucusu İmam Malik medfun. Daha ilerisinde (doğusunda) 18 aylıkken vefat eden Efendimizin oğlu İbrahim yatmakta. Ve daha nice şehidler gaziler sahabiler, veliler bu baki cennet kentinin sakinleri olarak şairin dediği gibi, Ne söylüyor ne de bir haber veriyor şeklinde, sadece sevenlerinin kalblerinde Asr-ı Saadeti hatırlatarak bin beş yüz yıl öncesine taşıyorlar.

Mezhepleri gereği bütün mezarları dümdüz eden Suudiler, hiçbir yere isim belirti bırakmadan yok etmişler. Bir taraftan bunlara kızarken diğer taraftan hak vermemek de elde değil. Herhangi bir belirti olmamasına rağmen insanların yırtınıp parçalanmaları bağırıp çağırmaları şirkle çok az bir çizgi bırakıyor aralarında.

Peygamberimizin SAV kızları

Mescid-i Nebevi'nin hemen yanı başında yüksek ve kalın demir korkuluklarla

koruma altına alınan binlerce sahabenin medfun olduğu Cennetül Baki kabristanı sabah namazından sonra ve ikindi ve akşam arası kerhen ziyarete açılıyor. Kerhen; çünkü koruma görevlileri ziyaretten fazlaca memnun değiller.

İnsanın buram buram Asr-ı Saadet'i solukladığı bu alanda bütün mezarlar âdeta düzlenmiş, sadece baş tarafını gösteren yassı bir taş konmuş, onların çoğu da yerinde değil.

Mezhepleri gereği hiçbir mezarı ülkemizdekine benzer yapmayan Suudiler, hiçbir mezara isim, numara, kroki vb. belirti koymamaya özen gösteriyorlar.

 

3.12.OSMANLI TREN GARI

Sultan II.Abdulhamid tarafından İstanbul Haydarpaşa garından Medine-i Münevvere’ye kadar Hicaz demiryolu olarak yapılmıştır. Hicaz Demiryolu’nun amacı İstanbul’u Mekke’ye bağlamaktı. Ancak Medine’ye kadar yapılabilmiştir. Demiryolunun Suriye içerisinde kalan bölümü halen kullanılmaktadır.

Demir yolunun yapımı esnasında, Peygamber Efendimiz (sav)’in rahatsız olmaması için tren gürültüsünü kesmek maksadıyla, Medine girişindeki rayların 5 km’lik bir mesafesine keçe döşenmiştir. Demiryolu 8 yıl boyunca hizmet vermiştir. Her trenin rastgele gitmemesi için, Ürdün’den Medine’ye kadar olan raylar dünya standartlarından farklı olarak döşenmiştir. Bu da Osmanlı’nın harem bölgesine verdiği önemi göstermektedir.

Yolu taşımacılığına 1 Eylül 1905 yılında başlandı. Aynı sene Mudevvera’ya ve 1 Eylül 1906 tarihinde de Madain Salih’e ulaşıldı. Al-Ula’ya 1907’de, Medine’ye 31 Ağustos 1908’de erişildi. O tarihe kadar toplam 1464 km’yi bulan Hicaz Demiryolu Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 33. yıldönümü olan 1 Eylül 1908 tarihinde yapılan resmi törenle bütünüyle işletmeye açıldı. Hicaz Demiryolu I. Dünya Savaşı’na kadar yoğun bir şekilde kullanıldı.

Şam’dan Amman’a her gün, Medine’ye ise haftada üç gün seferler yapılıyordu. Trenler 7.30’da Şam’dan hareket ediyor ve 4. gün öğleden sonra saat 3’te Medine’ye ulaşıyordu. Ayrıca haftada bir Şam’dan ve Hayfa’dan yemekli ve yataklı ekspres seferi düzenleniyordu. Bu özel trenin Medine’ye varış süresi yalnızca 48 saatti.